28/05/2010 | İlgili Bölüm: Ekonomi, Gerekli Bilgiler, Popüler Başlıklar, Siyaset
Nükleer Güç ve Türkiye
Nükleer güç kavramını duyduğumuz zaman gözümüzün önüne farklı imgeler gelebilir. Betondan yapılmış uzun soğutucu kuleler bunların başında sayılabilir. Bazı insanlar bu enerjiyi düşük maliyetli, fosil yakıtlara alternatif olduğu ve düşük emisyon oranlarına sahip olduğu için takdir ederken bazıları da Three Mile Island ve Çernobil* kazalarından dolayı nükleer enerjinin olumsuz yönlerini ön plana çıkartmaktadır.
20 Aralık 1951’de ilk defa ABD ‘de nükleer enerjiden faydalanılmıştır. Ancak bu , sadece birkaç küçük ampülü yakabilecek kadar büyüklükte bir enerjiyi açığa çıkarmıştır. Daha sonra 1954 yılında İlk defa Rusya’da ticari amaçla elektrik enerjisi üreten APS-1 nükleer santrali devreye sokulmuştur. Bunu 1956 yılında İngiltere’nin devreye soktuğu santral izlemiştir. 2010 itibariyle dünya üzerinde 30 ülkede 437 nükleer güç ünitesi faaliyet göstermektedir.Bunlar, dünya elektrik ihtiyacının %15’ini tek başına karşılamaktadır. Nükleer enerjiye bağlılık ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Mesela Fransa ’ da ülke elektriğinin %77 ‘si nükleer enerjiden gelmektedir. Litvanya bu sıralamada %65’lik oranla ikinci gelirken , ABD sahip olduğu 104 nükleer güç ünitesi ile tüm ülke ihtiyacının ancak %20’sini karşılayabilmektedir. Nükleer kelimesinin çağrıştırdığı bütün kozmik enerjinin aksine, atom enerjisine bağlı olan nükleer güç üniteleri, kömür yakan santrallerden çok da farklı değildir. Kaynamış sudan çıkan basınçlı buhar, türbinleri harekete geçirmektedir. Burada temel fark, nükleer santrallerin suyu ısıtma yönteminin farklı olmasıdır. Eski santraller fosil yakıtları kullanırken, nükleer üniteler bir atomun ikiye ayrılması durumu olan nükleer fizyondan açığa çıkan ısıya ihtiyaç duymaktadır. [1]
İsveç’te 1980’de yapılan referandum neticesinde ülkedeki tüm nükleer santralların 2010 yılında devreden çıkartılmalarına karar verilmiştir. Ancak bu karar şarta bağlanmıştır. Bu kararın uygulanması için ülkede işsizliğe ve pahalılığa sebep olmaması gerekmektedir. Nitekim karardan sonra İsveç’te Nükleer Santral devreden çıkartılmamıştır. İtalya ve Avusturya’da yapılan referandumlarda nükleer santral programları askıya alınmıştır. Ancak İtalya bu durumun ekonomiye verdiği zararı dikkate alarak 2010 yılında 4000 MWe’lik nükleer santralı işletmeye almayı planlamıştır. Ukrayna’da Çernobil Nükleer Santralı 4. ünitesinde meydana gelen kazadan sonra nükleer santralların kapatılması gündemde kalmış ancak bundan dolayı hiçbir ülkede nükleer santral kapatılmamıştır. Çernobil’in bir ünitesi ise halen çalışmaktadır. Japonya, G. Kore, Rusya, Çin ve Fransa’da nükleer santral adedini artırıcı programlar yapmışlar ve bunları uygulamaya koymuşlardır.
Düşük karbondioksit emisyonu ve % 2 ekonomik büyüme esaslarına göre yapılan projeksiyonlara göre 2100 yılında nükleer kapasite mevcut kurulu gücün 10 katına, dünya elektrik üretimi payı da % 17’den % 46’ya çıkacağı hesaplanmıştır. Üst sınır tahmininde 2015 yılında dünyadaki nükleer santral gücü 473000 MWe kadar yükselmektedir.1993-2002 yılları arasında dünya enerji tüketimine gelebilecek ilave kapasitenin % 13 ’ ü nükleer santrallardan sağlanmıştır. Diğer bir ifade ile nükleer santral kurulmasının terk edilmesi bir yana mevcut kapasite toplam enerji tüketiminin % 13 lük kısmını karşılayacak şekilde arttırılacaktır. Mevcut trendin devam etmesi halinde 2002 yılından sonrada yine nükleer enerji santrallarının inşasının devam edeceği söylenebilir.[2]
[1] Bu konuda bkz : http://www.howstuffworks.com/nuclear-power.htm
[2] Bu konuda bkz: http://www.angelfire.com/scifi/nuclear220/sec111.htm
* Grafit, gayet yumuşak, dokunumu yağsı ve ince levhalar halinde bükülme özelliğine sahip, bir karbon mineralidir. Sertliği 1, yoğunluğu 2’dir. Rengi siyah ve gri, çizgi rengi kül renginde ve yağlıcadır. Doğada; kristal, pul ve “amorf” diye tanımlanan şekilleri mevcut olup, en iyi formu kristal grafittir ve tenörü en yüksek olanıdır.Doğada daha ziyade metamorfik zonlarda şistler ve mermerlerle birlikte ve magmatik kayaçların yakınlarında bulunmakta ve daha ziyade rejiyonal metamorfizma alanlarında daha geniş rezervlere ve yüksek tenörlere sahip olabilmektedirler. Grafitin doğadaki yatak şekilleri; fillon, damar, adese, bazen de dissemine şekildedir. Sadece Rusya’da cevherleşme, dayk şeklinde magmatik olarak teşekkül etmiştir.
Yazar : Mete Yüksel
Orjinal : http://www.tasam.org/index.php?altid=3130